Malatya İl sınırları içerisindeki yer altı su potansiyeli toplam 75,5 hm3/yıl dır. Malatya kent olarak su miktarı açısından sorunu olmayan iller arasında kabul edilmektedir. Ayrıca, ilimiz akarsu bakımından zengin kabul edilmektedir. Doğal göl olmamakla birlikte küçük göller mevcuttur. Sulama amaçlı Sultansuyu, Sürgü ve Medik Barajı ilimiz için önemli barajlardır.
İlimiz sınırları içerisindeki yer altı ve yer üstü sularını kirleten faktörleri 5 ana başlık altında toplayabiliriz.
TARIMSAL FAALİYETLERDEN KAYNAKLANAN KİRLİLİK
İlimizde özellikle son çeyrek yüzyılda tarımsal faaliyetlerin çeşitlenmesi ve kayısıcılık tarımının yoğunlaşması beraberinde suya ait olan talebi, kimyasalları ve tarımsal ilaçların kullanımını arttırmıştır. İlimiz sınırları içerisinde sulu tarımın yoğunlaşması ve özellikle kayısıcılık tarımının yoğunlaşması suya ait olan talebi arttırmış ve motopomplarla yeraltı sularının yüzeye çıkarılması sağlamıştır, Bu durum yeraltı su rezervlerinin eksilmesinin ve yağış rejimlerine bağlı olarak topraktaki nemin düşmesinin ve suların daha derinlere kaçmasına neden olmuştur. Yeraltı sularının aşırı kullanımı durumunda nehirler kurumuştur. Tarımsal sulama tekniklerinin geliştirilmesi özellikle damla sulamaya geçiş sulamada verimliliği sağlayacaktır. Burada, Çat barajından sağlanacak suyun kullanımına dikkat çekmek istiyoruz. Malatya'da tarımsal sulamada kullanılacak kirletilmemiş bu suyu kaynağından itibaren, koruma altına almak ve kullanıcılarda tasarruf kültürü geliştirmek, ücretlendirme sistemine geçmek; su kaynaklarını korumak açısından önemlilik arz etmektedir.
Kullanılan kimyasallar ve tarımsal ilaçlar özellikle yeraltı su rezervlerini kirleten en temel kirleticilerdir. Kirlenen yeraltı sularının kirlilikten arınması daha zor olduğu gibi uzun yıllar da alabilirler. Unutmayalım ki, yeraltı suları hidrolojik döngünün önemli bir parçasıdır. Döngüyü korumak ekolojik dengenin en temel kriteridir. Kimyasal bir maddenin yüzeyden geçip yeraltı sularına karışması genellikle aylar veya yıllar sürdüğü için kirlenmenin boyutunu bilemeyiz. Bu zarar ancak on yıllar veya yüzyıllar sonra ortaya çıkabilir. Yeraltı sularının kirlilik durumunu öğrenebilmek için yer üstüne bakmak gerekir. Örneğin "20 yıl boyunca bir alanda DDT kullanıyorsanız yeraltı sularında bulacağınız kimyasallardan biri DDT olacaktır." ABD de yapılan bir araştırmaya göre kırsal bölgelerde örnek alınan kuyu sularının % 60'ında zirai ilaçlar bulunmuştur.
Tarımsal faaliyetlerde uygulanan kimyasal gübreler, sularımızı kirleten faktörlerden biridir. Bitkiler, büyük dozlarda verilen besleyici maddelerin tamamını kullanamazlar. Araştırmalar sonucu, kullanılan azotun 1/3 ü veya yarısının boşa gittiğini tahmin edilmektedir. Kullanılamayan nitratın büyük bir bölümü yağmur ve sulama suyuna karışmakta ve sonunda da toprağın altına sızarak yeraltı sularına karışmaktadır. Nitrat kullanımının denetimi ve çiftçilere bu konuda verilecek eğitim bu anlamda oluşacak kirliliğin yükünü azaltacaktır. Ayrıca, hayvanlardan kaynaklanan atıklarında denetim ve kontrol altına alınması, çevrede yaratılan kirlilik yükünü azaltacak; böylelikle, su kaynaklarının da kirlilik yükü azalmış olacaktır.
SANAYİ TESİSLERİNDEN KAYNAKLANAN KİRLİLİK
İlimiz sınırları içerisinde, sanayiinin yoğunlaşması, sanayi amaçlı suyun kullanımının artmasına neden olmuş, bununda yeraltı su kaynaklarından sağlanıyor olması yeraltı su rezervlerini azaltmıştır. Sanayi amaçlı kullanılan sular, kullanımdan sonra aşırı şekilde kirlenmiş halde çeşitli alıcı ortamlara verilmektedirler. Döküldükleri alıcı ortamlarda ciddi kalıcı kirlilikler yaratmaktadırlar.
04 Eylül 1988 tarihli ve 19919 sayılı resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği gereğince "Her türlü su kaynağını kullanım amacıyla korumak, en iyi bir biçimde kullanımı sağlamak ve su kirlenmesinin önlenmesini sağlamak" denilmektedir. Yönetmelikte " Su kirliliği kontrolü açısından her türlü kirletici kaynağın bir izin belgesine bağlanması esastır" denilmektedir. Bu amaçla, deşarj izin belgesi olmayan tesisleri takip etmek ve izin belgesi almalarını sağlamak İlimizdeki su kaynaklarını korumak açısından önemlilik arz etmektedir. Su kaynaklarının denetim ve kontrollerinin yapılarak kirlenme durumunun tespit edilmesi için ilgili kurumların numune alarak belirli aralıklarla analizlerin yaptırılmasının sağlanması gerekmektedir.
Sanayi tesislerinin bacalarından çıkan emisyonların H.K.K.Y.'ne göre sınır değerlerinde olması asit yağmurlarından kaynaklanan kirliliği önleyeceğinden tesislerin emisyon izinlerinin denetlenmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda; farklı noktalarda bulunan Sanayi Tesislerinin Organize Sanayi Bölgesi adı altında kurulması ve bu tesislerin atık sularının, arıtma tesislerinden arıtılmış olması, alıcı ortamda ve özellikle döküldükleri su kaynakların kirlilik yükünü azaltmaktadır. Yakın zamanda devreye giren Organize Sanayi Bölgesi arıtma tesisi İlimiz için önemli bir örnektir.
PETROKİMYASALLARDAN KAYNAKLANAN KİRLİLİK
Son yıllarda kent nüfusunun artması ve otomobil kullanımının yoğunlaşması toprakların ve su kaynaklarının, petrokimyasallar ve ağır metaller ile kirlenmesine neden olmuştur. Atık üretim ve kimyasal kullanımın artması nüfusun belirli alanlarda yoğunlaşması su kirlenmelerinin ihtimalini de arttırmaktadır.
Petrokimyasallardan kaynaklanan kirliliğin önüne geçmek için Çevre ve Orman Bakanlığının çıkarmış olduğu, Atık Yağların Geri Kazanımı Yönetmeliği hükümlerine uyarak petrokimyasallardan kaynaklanan kirlilik yükünü azaltmış olacağız. Kullanılmış bir litre motor yağının 800,000 litre suyu kirletiyor olması hepimizi düşündürmelidir.
Bu bağlamda; Kimyasal atık üreten tesislerin ve özellikle Petrol istasyonlarının deşarj izinlerinin takibi ve atık yağlarının kontrolü ve denetimi gerekmektedir.
EVSEL ATIK SULARDAN KAYNAKLANAN KİRLİLİK
Malatya ilçe ve belde belediyelerinin kanalizasyon şebekelerinin derelere verilmesi, sularımızı kirleten en temel kirleticilerdir. İlçe ve belde belediyelerinin kanalizasyon şebekelerinin hiç birinde arıtma tesisi bulunmamaktadır. Bazı belde ve ilçe belediye sınırlarında kanalizasyon şebekesi olmayıp, konutlar atık sularını fosseptik çukurlarına deşarj etmektedirler. Fosseptik çukurlarının, hangi kaynaklar da ne gibi kirlilikler yarattığını bilemediğimizden, kanalizasyon şebekesi inşa etmek, atık suların denetim ve kontrolünü sağlayacaktır.
İlimiz, Malatya Belediyesi Kanalizasyon Şebekesinin arıtma tesisine bağlanmış olması, döküldüğü Karakaya Baraj Gölünün kirlilik yükünü önemli ölçüde azaltacaktır. Olanaklar ölçüsünde civar belde belediyelerinin kanalizasyon şebekelerinin de Malatya Belediyesi ana şebekesine bağlanmasını sağlanırsa, böylece alıcı ortam olarak toprakların ve suların kirlenmemesi sağlanmış olacaktır.
Bu bağlamda; kanalizasyon şebekesi olmayan yerlere kanalizasyon şebekesi yapılması evsel atık sulardan kaynaklanan kirliliği azaltacaktır.
EROZYONDAN KAYNAKLANAN KİRLİLİK
İlimiz, genelinde orman ve yeşil alanlarının az olması beraberinde çevre sorunlarını ve özellikle erozyonun artışını meydana getirmektedir. İl Çevre ve Orman Müdürlüğü envanter çalışmalarına bakıldığında İlimizdeki su kaynaklarını tehdit eden en temel etkenlerden birinin de erozyon olduğu görülmektedir. Özellikle Darende ve Pütürge ilçelerinde ki erozyonla birlikte taşınan materyal, Karakaya Baraj Gölü'nün kirlilik yükünü artırmakla birlikte, barajın ekonomik ömrünü de azaltmaktadır.
Bu bağlamda; erozyondan kaynaklanan kirlilik yükünü azaltmak için İlimiz genelinde var olan ağaç dokusunu korumak ve ağaçlandırma çalışmalarını arttırmak gerekmektedir Ayrıca, önemli su kaynakları etrafında çevre düzenlemesi çalışmaları yaparak bu alanların görsel ve turistik değerini de arttırmış oluruz.
Yapılan araştırmalara göre, New York'un su kaynaklarını korumak için; Filtreleme sistemi 4 milyar dolar veya daha fazlasına mal olurken, New York un su havzası koruma programı 1,5 milyar dolara mal olacağı tahmin edilmektedir.
Öyle ise ekolojik dengeyi korumak, aynı zamanda bizleri ciddi ekonomik maliyetten de kurtaracaktır. Çevre teknolojisi bağımlılığından kurtulmak, ancak çevre değerleri açısından muhafazakar olmakla mümkündür.