Erozyon : Toprağın çeşitli etkenlerle aşınıp taşınması olayıdır. Bu taşınma yeni oluşan topraklarla telafi edildiği taktirde sorun yoktur. Ancak, üst toprağın daha fazla taşınması halinde erozyon olayı da başlamaktadır.
Erozyon canlı hayatını doğrudan ilgilendiren doğal ortamın bozulması, insan, bitki ve hayvan yaşamını ciddi bir şekilde etkilemektedir. Doğayı bilinçsizce tarif eden insan oğlu dengeyi tekrar kurmak zorundadır.
Erozyonun Oluşumuna Neden Olan Faktörler
İklim : İklimin erozyon üzerine etkisi yağış sıcaklık ve rüzgarla olmaktadır. Bunların içerisinde en önemlisi yağış olup yağışın şekli, şiddeti, süresi ve zamanı erozyona farklı etki yapmaktadır.
Türkiye'de dağlar, Karadeniz ve Akdeniz'de kıyıya paralel, Eğe Bölgesinde ise kıyıya dik olarak uzanır. Bu durum bölgelere göre yağışların az veya fazla olmasına neden olur. Türkiye'nin en fazla yağış alan bölgesi Rize (2296 mm) ile en az yağış alan bölgesi Iğdır-Aralık ( 231 mm ) arasında 10 kat yağış farkı vardır.
Topoğrafya : Türkiye'nin kuzey ve güneyi dağlarla çevrili olup batıdan doğuya doğru gidildikçe yükselir. Avrupa'nın ortalama yüksekliği 330 m. Türkiye'nin ise 1132 m. dir. Bu rakamlar ülkemizin ne kadar dağlık ve engebeli bir ülke olduğunu göstermektedir. Eğim ve kırık topografyanın hakim olduğu yerlerde erozyonda şiddetlidir. Eğim arttıkça ve yamaç uzadıkça yüzeysel akışta artar. Ülkemizin %62,5'inde eğim %15'den büyüktür. Eğimin %5'den %10'a çıkması halinde erozyon yaklaşık 3 kat %15'e çıkması halinde ise %5 artış olduğu belirlenmiştir.
Vejetasyon : Çıplak araziye kıyasla bitki örtüsü ile kaplı arazilerde erozyon daha az meydana gelir. Çünkü bitki örtüsü intersepsiyonla, toprağa ulaşan yağış miktarını, şiddetini ve mekanik etkisini azaltmaktadır. Bitki örtüsü toprak yüzeyinde oluşturduğu ölü örtü ile toprağı yağmura karşı korumaktadır. Orman örtüsü, kendi ağırlığının 3-5 katı su tutma özelliği yanında en şiddetli yağışların tamamını kolayca geçirebilecek bir infiltrasyon kapasitesine sahiptir.
Bitki örtüsünün sıklığı, kapalılığı ve boyu yüzeysel akışın önünde bir engel oluşturur ve erosif gücünü azaltır. Vejetasyon kökleri ile de toprakta permabiliteyi ve infiltasyonu artırarak yüzeysel akışı en düşük düzeye indirir. Yapılan araştırmalara göre şiddetli sağnak yağıştan sonra 1 ha.lık çıplak alanda 800 ton yüzeysel yağış derelere ve vadilere gittiği tespit edilmiştir. Aynı şartlara sahip orman arazisinde ise 200-250 ton olduğu bildirilmektedir.
Jeolojik Durum : Ülkemizde toprak örtüsünün tamamen yok olduğu eğimli alanlarda erozyonun şeklini, şiddet ve seyrini, jeolojik yapıyı oluşturan ana materyalin pekişme durumu, bünye özelliği, yağış sularını tutma ve geçirme kapasitesi gibi fiziksel ve kimyasal özellikleri belirlemektedir. Bazı ana kayalar üzerinde oluşan toprak aşınması bu kayalık, taşlık alanların ortaya çıkmasına ve dolayısıyla VII. Sınıfa giren araziler halinde kalmasına yol açmış ve açmaktadır.
Dağnık ve Düzensiz Kırsal Yerleşme : Türkiye, dünyada dağınık ve düzensiz kırsal yerleşmeye sahip olan ülkelerin başında gelmektedir. Dağ kuşaklarımız dahilinde son derece dağınık ve düzensiz olan kırsal yerleşme insanların uygun buldukları alanlarda tarım ve hayvancılık yapmaları, varsa yine ormanlardan aşırı ölçüde yararlanmaları dağlık alanlarda doğal ortamın bozulmasına ve dolayısıyla erozyonun şiddetlenmesine neden olmuştur.
Yanlış Arazi Kullanma : Dağınık ve düzensiz yerleşme biçimi, arazinin yanlış kullanılmasına neden olmuştur. Çünkü dağlık alanlarda halk yapacak ve yakacak gereksinmesini karşılamak için çevredeki ormanlardan aşırı şekilde yararlanmış beslenmesini sağlamak için arazinin tarıma uygun olup olmamasına bakmaksızın çoğunlukla orman ve mera rejimi altında bulunan alanlarda tarla açmış, hayvanlarını otlatmak içinde tüm alanları otlak olarak kullanmıştır. Türkiye'deki toprak erozyonu ve özellikle su erozyonuna uğramış arazinin ülke yüzölçümünün %53'ünü oluşturan tarıma uygun olmayan ve mera gibi doğal vejetasyonla kaplı olması gereken araziyi teşkil etmesi, ülkemizdeki toprak erozyonu olgusunun yanlış arazi kullanma sonucu ile çok yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Dik eğimi ve diğer arazi özellikleri dolayısıyla tarım yapıldığı taktirde erozyon tehlikesinin bulunması ve bu yüzden daimi bir vejetasyonla kaplı olması gereken arazi üzerinde tarım yapıldığı için bu nitelikteki araziler değişik devredeki erozyon olgusunun etki alanı içerisinde kalmış olduğu yerlerdendir.
Aşırı Otlatma : Ülkemizde hayvan otlatmaya uygun alanlar yarı kurak iklim koşullarının egemen olduğu iç bölgelerindeki platolar ile orman sınırlarının üstünde kalan alpin ve yarı alpin alanlardır. Bu alanlar ülkemiz yüz ölçümünün yaklaşık üçte birini oluşturmaktadır.
Temel doğal kaynaklarımızın başında yer alan çayır ve meralar bir yandan hayvansal üretimin kaynağını oluştururken, diğer yandan da doğanın korunmasında etkin rol oynarlar.
Kurak ve yarı kurak yörelerde işlenen alanların yaygınlaşması aşırı, erken ve düzensiz otlatma gibi insan ve hayvan etmenlerinin olumsuz yönde etkileri sonucunda toprak degredasyonu giderek artmaktadır. Hayvancılığın geniş ölçüde meraya dayandığı ülkemizde tarım ve orman alanlarında son 40 yılda iki misline varan bir artış sağlanırken çayır ve mera alanlarında yaklaşık %50 azalma olmuştur.
Aşırı ve bilinçsiz yararlanmaların sonunda yalnız verimlilik azalmamakta, araziyi kaplayan bitki kompozisyonu da bozulmaktadır. Erozyon kontrolu ve yem açısından çok arzu edilen yem değeri yüksek, lezzetli ve genellikle çok verimli bitkiler mevcut klimaks türleri içinde azalırken alanda hayvanlar tarafından arzu edilmeyen, toprak ve su korunması yönünden çok az değerde bitki türleri hakim olmakta, mera alanları su ve rüzgar erozyonunun etkili olduğu alanlara dönüşmektedir. Böylece orman içi ve orman kenarında bulunan 1.5 milyon ha. mera alanının 1 milyon ha. ve yaklaşık 20 milyon ha. orman dışı ve mera alanının yarısından fazlası toprak ve su koruma önlemlerinin alınması gerekli alanlar haline dönüşmüştür.
Orman Tahribatı : Ülkemizde orman tahrip faktörleri olarak orman yangınları, açmalar ve hayvan otlatma başta gelmektedir.
Orman yangınları bir taraftan ormanlarımızın servet ve alan yönünden gerilemesine yol açarken yangınlarla orman örtüsü tahrip olan yağış havzalarında erozyon, sediment taşınımı ve sel olayları en yüksek düzeylere ulaşmıştır.